Yeşil Fakiri Kentlerimiz

0
399
görüntülenme

Nufusun büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor…
Uzun süredir toprakla bağımızın koptuğunun farkında mısınız? Tarla, çiftçilik, kerpiç evler vb. kavramlar artık sadece Anadolu’yu gezen programlardan aşina bize. Sadece tarım mı? Yıldızlardan çok şehir ışıklarını, dağlardan çok apartmanları, ormanlardan çok refüj ve yol ağaçlarını gördüğümüz bir çağdayız. Az değil, ülkemizdeki her beş kişiden dördü şehirlerde yaşıyor. TÜİK’in 2011 raporuna göre Türkiye nüfusunun %76,8’i kentlerde yaşamakta (il ve ilçe merkezlerinde). Bu kentsel nüfusun %18,2’si İstanbul’da. Dünya genelinde bu oran %54
civarında. 

Yasa 1972’de kişi başına minimum yedi metrekare demiş…
Türk filmlerinin 1960’lı ve 70’li yıllarda sıkça işlediği “İstanbul’un taşı toprağı altın” düşüncesi ile kırsal alanlardan kentlere göç ile birlikte yapılaşmanın arttığını gören yetkililer, o zamandan yeşil alanların azalacağını öngörmüş olacaklar ki, dönemin 6785 sayılı İmar Kanunu’nun 20.07.1972/1605 sayılı yasanın değişik 25. maddesinde kişi başına minimum 7 m2 yeşil alan düşmesi gerektiği yasalaşmıştır. Peki yeterli midir ya da uygulanmış mıdır? Tabii ki hayır. 

Kentsel yenileme alanı ve yenilenmeyen gecekondular…
Günümüzde nüfusun büyük çoğunluğunun kentlerde yaşadığını söylemiştik. Kentin ilk yerleşen Anadolu insanları, kültürlerini de taşımışlardı kentlere. Bahçeli, az katlı gecekonduları ile kendilerine yetecek kadar yeşil alanlarını yaratıyorlardı. Kentleşmenin önünün alınamaması ile birbiri ardına biten apartmanlar, TOKİ’ler, kentsel dönüşümler, yaratılan bir avuç yeşil alana da talip oldu. Yüzlerce kişilik sitelerin sakinleri, betonların arasına sıkışmış site bahçelerinden medet umar hale geldi. Kişi başına düşen aktif yeşil alan metrekaresi yok denecek kadar aza indi.

Aktif yeşil alan…
Öncelikle “aktif yeşil alan” kavramını açıklayalım isterseniz. Aktif yeşil alan, 02.11.1985 tarihinde çıkarılan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik’te park, çocuk bahçesi ve oyun alanları olarak tanımlamıştır ve bu yönetmelikle, nüfus kaç olursa olsun, kişi başı düşmesi gereken aktif yeşil alan 10 m2’ye çıkarılmıştır. Yani insanların bizzat kullanabilecekleri yeşil alanlara aktif yeşil alan denir. Refüj, şev, kavşak, mezarlık, orman (eğer rekerasyonel bir fonksiyonu yok ise) gibi alanlar aktif yeşil alan olarak değerlendirilmez. 

Peki neden ihtiyaç duyarız yeşil alanlara?
Öncelikle insan doğası gereği alış-verişten ziyade doğaya ihtiyaç duyar. Yani AVM’den çok parka ihtiyacı vardır. Çocukların bowlingten ziyade açık alanlarda koşarak yapacakları sporlara, oyunlara ihtiyacı vardır. Hem güneşlenme, hem de hareket etme ihtiyacını gidermek için, gelişme çağındaki bireylerin fiziksel gelişimi için zorunludur zira. Bunun yanı sıra 17 Ağustos 1999 depreminin ardındna acı bir şekilde öğrendik ki, doğal afetlerde toplanmak için de açık ve yeşil alanlara ihtiyacımız var. Aktif yeşil alanların sadece rahatlamamız için ihtiyaç duyduğumuz mekanlar değil, bir zorunluluk olduğu ortaya çıktı.

Yeşil alan 1999 da 10 ve 14 metrekareye çıkarılmış…
Her konuda olduğu gibi, felaketlerden sonra önlem alan büyüklerimiz, 02.09.1999 tarihli/23804 sayılı resmi gazetede yayınlanan 3030 Sayılı Kanun Kapsamı Dışında Kalan Belediyeler Tip İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasina Dair Yönetmelik ile de aktif yeşil alan miktar büyükşehir belediyeleri dışında kalan yerleşim alanlarında 10 m2, bu sınırın dışındaysa 14 m2’ye çıkarılmıştır. Türkiye’deki en büyük üç büyükşehirlere baktığımızda bu rakamın yakalanmadığını görüyoruz. İstanbul 6,5 m2, İzmir 4,38 m2... Ancak Ankara, Yeşil Alanlar Şube Müdürlüğü verilerine göre en yeşil büyükşehir olarak görülüyor. 2012 verilerine göre kişi başı 18,76 m2 ile başı çeken illerimizden.

1933 yılında CIAM (Uluslararası Modern Mimarlık Kongresi) tarafından düzenlenen ve savaşlardan yorgun düşen ülkelerin kentleşme yolunda attıkları adımlar ile birlikte “nasıl sağlıklı şehirler oluşturulabilir?” sorusuna yanıt aramak için yapılan toplantı serisinin Atina’da yapılan 4. ayağında 95 maddelik rapor yayınlanmıştır. Bunları derleyen Le Corbusier, 1943’te Atina Antlaşması adı ile bu raporu kitaplaştırmıştır. 2009’da YKY tarafından çevrilmiş hali yayımlanan kitapta bir çok farklı şehircilik konularının yanında aktif yeşil alanların şehirlerde nasıl konumlandırılması gerektiğini açıklamıştır.

Aktif yeşil alanlar üç ana kategoride olması gerekmektedir.
1- Dinlenme amaçlı, kısa vakit geçirilecek, konutların, okulların, iş yerlerinin yakınlarındaki açık yeşil alanlardır. İnsanlar bu alanları kısa süreli kullanmalarının ardından kısa yürüme mesafesi ile evine, okuluna, işine gidebilmelidir.

2- Günü geçirmelik yeşil alanlar. Bu alanlar kent parklar, spor alanları gibi vakit geçirmek için gidilip günü değerlendirme amaçlı, rekreasyonel faaliyetlerin yapılacağı açık yeşil alanlardır. Nüfus yoğunluğuna ve hizmet edeceği alana göre büyüklüğü belirlenmelidir.

3- Kentin çeperinde, 1-2 saatlik mesafede olan bu kategorideki yeşil alanlar gerek günübirlik ziyaretler, gerekse kısa süreli turistik faaliyetleri karşılayacak nitelikte olup şehirden tamamen soyutlanmış alanlar olması gerekmektedir. 

Atina’daki toplantının sonucunda çıkan raporun aktif yeşil alanların kentlerdeki en uygun planlaması bu şekilde belirlenmiştir. Bu yaklaşım ile birlikte kentlilerin şehir yaşantısında refahı yakalayacakları aşikardır. Dünyada bunun örneklerini görmek mümkün. En çarpıcı örnekler şu şekilde: Amsterdam 45,5 m2, Roma 45,3 m2, Stockholm 87,5 m2, New York 29,1 m2, Londra 26,9 m2. Doğru bir planlama ve şehircilik anlayışı ile bizim de bu rakamları yakalamamız mümkün olabilir, ancak öncelikle her parseli potansiyel kâr getirecek alan olarak düşünmeyi bırakmamız gerekiyor. Halk sağlığına, psikolojisine yatırım yapmalıyız.

CEVAP VER