Afrofüturistik ülke: Wakanda

0
286
views

Afrofüturistik ülke: Wakanda

“Gişe rekorlarını ardı ardına kıran Black Panther/Kara Panter filmini bir ulaşımcı gözüyle izledim. Sizlerle paylaşmak istediğim çok güzel detaylar var” diye söze başlıyor İrfan Batur. Batur’un incelemesinin ardından filmi ve mekanları peyzaj mimarı gözüyle irdeleyeceğiz.

Film kısaca, dünyadan yalıtılmış şekilde yaşayan, teknolojik açıdan üstün bir Afrika ülkesi olan Wakanda’nın Kralı olan T’Challa’nın, babasının ölümünden sonraki taht mücadelesini konu alıyor. Ancak filmin konusunun yanında dikkat çeken başka bir tarafı da var, kurgusal ülke Wakanda’nın kentsel tasarımı. Kurgusal Afrika ülkesi Wakanda, batı tarafından sömürülmekten kaçmış, dış dünyadan izole olarak gelişmiş, afrofuturist bir estetik anlayışıyla inşa edilmiş güçlü bir ülke. Ülkenin gelişmişliğinin kaynağı ise kurgusal bir element olan ve sadece Wakanda’da bulunan vibranium madeni. Vibranium sayesinde teknolojik olarak aşırı gelişmiş bu ülke ile film aslında futuristik bir ülke/şehir kurgusu da paylaşılıyor bizimle. Wakanda’nın başkenti Birnin Zana, diğer bilim kurgu filmlerindeki gibi gökdelenlerle doldurulmuş Tokyo, New York gibi metropollere hiç benzemiyor.

Zaha Hadid’den esinlenilmiş…

Altın Şehir anlamına gelen Başkent Birnin Zana, geleneksel ve modern mimarinin harmanlandığı bir mimari anlayışla inşa edilmiş ve ustalıkla planlanmış. Topoğrafyası ile bütünleşik, organik bir şehir. Bu kurgusal şehir tasarlanırken mimari olarak Zaha Hadid’den etkilenilmiş. Filmin mekan tasarımcısı Hannah Beachler verdiği röportajda Hadid’in eserlerinin hepsini gezdiğini ve özellikle Pekin’deki Galaxy Soho ve Kore’deki DDP adlı eserlerinden esinlendiğini ifade ediyor. Geleneksel Afrika mimarisi ile Hadid’in keskin hatsız, yumuşak geçişli çizgileri dikkate alınıp, Birnin Zana’nın dağlık ve yeşil topoğrafyası ve arazisi ile uyumlu organik bir kent tasarlanmış. Hannah Beachler, “insanların Kara Panter’deki modern mimari için hissetmelerini istediğim şey buydu” diyor. “Çok şehvetli, çok kıvrımlı, sert kenarlar yok ve mekanlar aynı anda hem çok büyük hem de samimi hissediyor.” Örneğin, şehirdeki gökdelenlerin hatlarında ve özellikle de çatılarında Güney Afrika’nın geleneksel evleri olan Rondavellerden oldukça esinlenilmiş.

Otomobil kullanılmıyor!

Şehir nefes alsın diye yeşil cepheli binalar tasarlanmış. Yüksek katlı gökdelenleri bir araya toplamak yerine, şehre homojen olarak dağıtmışlar tabii aynı zamanda eski yapıları da koruma fırsatı vermiş bu. Yüksek katlı ve düşük katlı yapıların bir arada tutulması aynı zamanda nüfus ve iş kollarının da şehre homojen olarak dağıtılmasına fırsat vermiş. Böylelikle ev-iş ve ev-okul arası mesafelerin yürüme mesafesinde planlanabilmesi mümkün oluyor. Ve evet, en önemlisi belki de: Birnin Zana’da otomobil bulunmuyor. Tüm ulaşım plancılarının hayali, ‘otomobilsiz şehirler’ sonunda ütopyada da olsa ete kemiğe bürünmüş durumda. Daha samimi, güvenli, yürümelik insancıl sokaklar! Birnin Zana’da ulaşım için üç yöntem görünüyor: Kısa mesafelerde yürüyüş, orta mesafelerde tramvay ve uzun mesafelerde hyperloop konseptinden etkilenilmiş, çok hızlı süpersonik trenler… Tekrardan hatırlatmakta fayda var: Gelecekteki şehirler uçan, elektrikli ya da konvansiyonel farketmeksizin mümkün olduğunca otomobilsizleşecek, bunun ne kadar anlamlı ve güzel olabileceğini bu kurgusal film bize gösteriyor. Film izleyiciye bir anlamda sömürgecelik olmasaydı Afrika nasıl olurdu sorgulaması yaptırırken, diğer taraftan diğer futurist bilim kurgu filmlerinden farklı olarak insancıl şehirler tahayyülü ile de önemli bir hususa dikkat çekiyor.

Buraya kadarki kısmı İrfan Batur’un klavyesinden. Gelin geri kalan kısımları da peyzaj mimarı olarak ele alalım.

Öncelikle şehirde serbest piyasanın olduğu görülüyor. Yani sosyalist ya da tüm ihtiyaçları devletin karşıladığı bir yönetim şekline sahip değil. Bu da demek oluyor ki aslında günümüz dünyasından çok farklı, ütopik bir yaşam sürülmüyor. Ayrıca her ne kadar Birnin Zana başkent ve yoğun nüfusa sahip olsa da, Wakanda yerelde kalkınmayı sağlamış görünüyor. Sınır kabilesi hayvancılıkla geçiniyor ve insanlar mutlu. Yani geçinmek için kentte yaşamaları gerekmiyor. Doğal yapı korunmuş ve daha önce bahsi geçtiği gibi kültürel yapılarla uyumlu. Nehir kenarlarında bile bir düzenleme görülmüyor, her yer doğal olarak korunmuş. Kent içi yeşil doku gayet homojen dağılmış görünüyor. Bu da herhangi bir habitat parçalanmasının ya da yoğun yapılaşma ile kentsel ısı adası etkisinin artmasının önüne geçmek demek. Değerli vibranyum madenine ise tek bir giriş ile ulaşılıyor ve tüm madencilik faaliyetleri toprak altında olduğu için ne görüntü ne de çevre kirliliği söz konusu. Bununla birlikte vibranyum madeni ile ilgili teknolojik geliştirmeler ise yine madenin içerisindeki labaratuarda gerçekleşiyor ki bu da taşıma maliyeti ve karbon ayak izinin (tamam her ne kadar fosil yakıt kullanmıyor olsalar da) düşmesi anlamına geliyor. Bu konuda da gayet başarılı. Tekrar Wakanda’yı bütünüyle ele aldığımızda ise doğal ve tarihi yapıyı, yeşil dokuyu ve mevcut su varlığını şehre uydurmak yerine şehri doğaya uydurmuşlar diyebiliriz. Kentsel tasarım ve peyzaj mimarlığı açısından Wakanda’dan öğrenecek çok şeyimiz var…

Bilal Emre Arslan
Peyzaj Mimarı/Floraplus Dergisi Editörü

İrfan Batur TOBB ETU Endüstri Mühendisliği mezunu (burslu), yaklaşık 7 yıldır sürdürülebilir şehir içi ulaşımı üzerine çalışıyor, hali hazırda Arizona Eyalet Üniversitesi’nde ulaşım araştırmacısı olarak çalışmalarını sürdüren doktora öğrencisi bir arkadaş.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here